Siliniş

 İnsanlar durup boşluktan içeri bakıyorlar onlar için yeni bir şey bu.  Benim için de öyle. Kaldırımlarda hızla ilerlerken önce başlarını çevirip bakıyorlar. Sonra yaklaşıyorlar. Gözlerini kırpıştırıyorlar bir rüya ya da hayal görüp görmediklerini kavramaya çalışıyorlar; duruyorlar ve soruyorlar. Sinirleniyorlar,  bir cevap alamadıklarında sinirleniyorlar oyunun dışında bırakılmış çocuklar gibi öfkeleniyorlar, eş zamanlı olarak merakla bekliyorlar.  Sandalyemin arkasına geçip sırtımdan bir hayal perdesi gibi geçirdikleri elleri önümdeki masaya doğru uzanıyor. Sırayla deniyorlar. Şaşkınlık nidaları artıyor. " Bu nasıl olabilir  gövdesi boş bir çember öylece oturuyor." 

Böyle bir şeyi ömürleri boyunca görmediklerini söylüyorlar birbirlerine.  Daha doğrusu  sırtımdan göğsüme açılan,  günden güne genişlediğini henüz bilmedikleri dairesel  boşluğa bakmaktan kendilerini alamıyorlar.   Onlardan gitmelerini istiyorum. Beni rahat bırakmalarını.  Merakları yapışkan, yardımsever, üzgün, gergin  ya da  bir o kadar ısrarcı. 

Garson, tepsideki fincanı masaya bırakıyor,  pastanenin caddeyi kucaklayan verandasında biriken kalabalıktan gitmelerini rica ediyor. "Lütfen" diyor.  Herkes gittikten sonra kaçamak bakışlarını yakalıyorum onun. O da boşluğu izliyor.  Saman sarısı  saçları dağınık, dipleri koyu bir bant gibi uzamış. 

O hiçbir  zaman, yeterince hazırlanmış olmuyor işe geldiğinde, çoğunlukla saçlarını taramamış ya da makyajını yapmamış oluyor. Tırnaklarındaki oje kalıntıları günden güne eriyip azalıyorlar bunu umursamıyor  ama onu kötü göründüğü için kimse suçlayamaz, çünkü amansızca çalışıyor pastanede.  Kahve fincanının yanına çikolata parçalı ya da elmalı tarçınlı kurabiyelerini beyaz dantelsi kâğıtlara sarıyor. Yüzü asık olsa bile, görev bilinciyle kurabiyeleri beğendiniz mi diye soruyor herkese.  Ağızda dağılan ılık kurabiyeler alerjimi tetikliyor.  Cildimi kaplayan kırmızı lekeler gece boyunca toplu iğneler gibi derimde dolaşıyorlar.  Ama onu suçlayamıyorum fındık tozlu kurabiyeleri seviyorum ve o bana asla göğsümde büyüyen boşlukla günden güne azalan  saçlarımla ilintili bir şey sormuyor. İnsanlara karşı hiçbir merakı yok gibi.  Yine bekleriz derken içtenlikle bakıyor gözleri. Masaları temizliyor pastanenin tarihi karalorını kesif bir deterjanla paspaslıyor.  Pastanenin yanında her zaman sigara aldığım  küçük neredeyse bir asansör genişliğindeki büfenin kapandığını görüyorum.  Kirli demir kepenklere asma kilitler takılmış, terk edilmiş bir cezaevini andırıyor. Orda gece gündüz oturan  adam da kurtulmuşa benziyor.   Paketimde kalan  son sigaraya bakarken arabaların içlerindeki insanlar tuhaf bir şekilde hepsi aynı anda göğsümdeki boşluğu fark ediyorlar. Yavaşlıyorlar. Onları görmek istemiyorum. Hızlanıyorum.  Çocuklar arka koltuklarda korkuyla bir çığlık koparıyor geçtiğim yol boyunca.   Gözlerimi indirdiğimde kollarımın da silinmeye başladığını anlıyorum. Bu kadar hızlı ilerleyemez!


...  


 Beni apar topar hastaneye kaldıran eşimi ve  ailemi sakinleştirmek  bana düşünce  korkumla yüzleşmeye vakit bulamadım. Etrafta sürekli yazıklanan gözleri dolan bir anne, doktorların odalarına girip çıkan bir babanın acı dolu bakışları  açıkçası pek yardımcı olmuyor insana. Hele eşim büyük bir terslik çıkarmışım da planlarını bozmuşum gibi yaka silkercesine adımlıyor koridorları.  Nihayetinde ben ameliyat edilecek yahut ilaç tedavisi uygulanacak bir hasta değilim. Sadece yok oluyorum günbegün. Bir gizeme doğru siliniyorum parça parça. Beni yakında göremeyecek olmasının eşimi üzdüğünü hiç zannetmiyorum.  Peki ya ben onları görebilecek miyim? Banka hesabıma ne olacak? Ben kaybolunca yerime kimi olacaklar ofiste?  Bir anda kaybolup gidecek miyim? Ellerim boşluğa dönüşecek, yazabilecek miyim? Başım görünmez olduğunda etrafı  görebilecek miyim ya da bir şeyler hakkında  düşünebilecek miyim yoksa nihai bir sona mı kavuşacağım bunu bilmiyorum. Ölecek miyim? 


...


Genç yaşta ölmek mi  kötü yoksa zerre zerre görünmez birine dönüşerek dünyada kalmak mı?  Tasalanmak hayıflanmak ya da kendime acımak değil istediğim.  

Tamamen silindiğimde  dünyada mı kalacağım  yoksa ölmüş mü olacağım. Bunu bilmek istiyorum.  Kalırsam ne yapacağımı düşünmek istiyorum. Dünyaya hapsedilen  etrafı belirsizlikle kuşatılan ölümlüler için kaç çeşit  avuntu vardır?  Bunu öğrenmek istiyorum. Hayır bunu bir daha sormamalıyım kendime. 


*


Şimdi yürümeliyim. Ayaklarım varken yürümek. 

Ağaçlardan düşen yaprakların kurumuş  çiçeklerin yollara savruluşunu  baş ağrıtan  soğuk rüzgarı ve portakal gibi kızaran güneşi duyumsuyorum. Güneş içimden geçiyor rüzgar bir kaç sarı yaprağı iliştiriyor kaburgama. Sadece hissediyorum. 


*

N.E

Yorumlar

Popüler Yayınlar