Sürgün Şehzade
Sürgün Şehzade
Analarının kaderini yüklenir, babaları bir anneleri başka olan çocuklar. Onlar bölüşmenin adaletsizliğini erkenden öğrenirler.
Onu padişah ilan ettiler küçük sarayda. Babasının tahtına oturdu altın saçlı Şehzade. Babası dönüverdi haftalar sonra, sağ idi, gücü kuvveti yerindeydi. Onu omzundan tutup yere çaldığı gibi yağlı urganlara çektirdi lalalarını. Kendini uzak bir sancakta sürgünde buldu Şehzade. Annesinin yazgısına tutundu, unutulduğu uzun yıllarda.
Babası öldüğünde ulaklar boğduruldu, vezirin kellesi alındı. Ağabeyi tez elden ülkenin başına geçmişti.
Dört bin asker topladı genç Şehzade. İstanbul' a yakın sancağı kuşattı adına para bastırdı, padişahlığını duyurdu ağabeyine inat. Ağabeyi tahtı paylaşmayı kabul etmeyeceğini artık iki kardeş olmadıklarını söyledi habercilere. Bir ay dolmadan orduları savaş meydanında karşı karşıyaydı. Genç Şehzade ordusu yenik düşünce Kahire çöllerinde bir Sultan' a sığındı. Orda iyilikle cömertlikle karşılandı. Nitekim Sultan ona askeri destek sağlamak niyetinde değildi, öfkeli ağabeyi karşısına almak istemiyordu. Genç Şehzade' nin ülkesindeki destekçileri bir bir öldürülmüş tutunacak tek dalı kalmamıştı. Hac zamanı Hicaz' a gittti. Orda bildiği tüm duaları yolladı Tanrısına. Dünya malında gözü yoktu ancak babasının hakim olduğu topraklar bir tek onun hakkıydı. Tekrar ülkesine döndü tek başınaydı, eski sancağını kuşattı bir avuç askerle. Etrafı sarıldı, Dersaadet' e varacağı yollar tutuldu. Ağabeyi padişahlıktan vazgeçmesini teklif etti. Ona bir milyon altın verip uzaklara yollamak niyetindeydi. Genç Şehzade yine kabul etmedi. Dev bir kadırgayla krallığın Avrupa topraklarına ulaştı. Orda Rodos Şövalyeleri ona yardım etmeyi hemen kabul ettiler. Karşılığında Rodos' un kaybettiği toprakları ve servetlerini geri istiyorlardı. Genç Şehzade onların kurallarını kabul etti. Avrupa' daki tüm krallar dini liderleri Papa' ya şehzadenin durumunu bildirdiler. Genç Şehzade tahtına çıkana kadar Avrupa müslüman halktan arındırılmalıydı. Bir an önce Haçlı Ordusunu kurup şehzadenin tahtını almalıydılar. Ordunun tüm masraflarını karşılamayı kabul etmişti Şehzade. Babasının krallığına ulaşmak için önce karşı gelmeliydi kendi krallığına. Ancak dünya tersine, işler tersine dönmüştü bir kere.
Ağabeyi Avrupalı krallarla gizlice anlaştı ve onun Fransa' da rehin tutulması emrini verdi. Genç Şehzade İtalya' ya kaçtı. Beş yıl boyunca orda güvende yaşadı fakat kendi çocukları Mısır çöllerinde adeta rehin kalmıştı. Tek arzusu onları sağ salim yanına getirtmekti. Papa bu arzusu için bir şart koştu ona. Eğer hıristiyanlığa geçerse ailesi Mısır' dan alınıp yanına getirilebilirdi. Şehzade dinini değiştirmeyi kabul etmedi. Kahire Sultanı' ndan da bir yardım alamadı.
Uğradığı saygısızlıklara gücenmiyordu artık. Tutulduğu şatolarda üzerine kilitlenen kapılar, ukala hizmetkârlar, isteklerinin ciddiye alınmadığını bildiren mektuplar ve umursanmamak zerrece üzmüyordu artık onu.
Yüzüne yansıyan meşalelerin ışığında yorgun çizgiler eklenmişti gözlerine.
Etrafta kaçmasına yardım edecek birini bulamıyordu. Yanılmıyordu; onu ağabeyine teslim edeceklerdi, anlıyordu. Çaresizlik karşısında, kendini pencereden atıvermek için büyük bir istek duyuyordu çoğunlukla ve istem dışı bir şekilde donup kalıyordu hep oturduğu yerde. Çocuklarına ne olacaktı? Bu soru elini kolunu bağlıyor onu çaresizliğin kör kuyularına atıyordu her defasında.
Artık gidebileceği hiçbir yer yoktu, kendi gerçekliğinin tam sonundaydı Şehzade. Korkunç bir şekilde gıcırdayan hücre kapısının açıldığını duyunca hafifçe başını kaldırdı.
Papa' nın gözleri onun umutsuzluk katmanlarını yararak büzülmüş varlığına ulaştı odada.
Zamanı gelmiş miydi?
Yıldızsız gece zifiri karanlıktı;
güneş doğmadan onu götürmeyeceklerdi, biliyordu. Karşısında duran hareketsiz adama şüpheli gözlerle baktı. Neden erken gelmişti? Onu vaktinden evvel mi götüreceklerdi, ağabeyi sabırsızlanıyor muydu onun katli için?
Papa, kıymetli taşlarla bezenmiş altın yüzüğü kemikli parmağına geçirdi, avcunu üzerine bastırdı ardından.
"Başka bir yol kalmadı " dedi.
"Aynı zamanda bu en acı veren yol. Bilmelisin ki bizim için de öyle... "
Yüce İsa ve Kutsal Ruh aşkına... Tanrının sana biçtiği kader çetin yollarla doluydu Şehzade.
Bir müslümanın ardında savaşmayacağımızı biliyordun. Sana yardım etmek için elimizden geleni yaptık ancak ülken seni geri almak için öyle baskıcı davrandı ki kendi topraklarımızı kendi askerlerimizi yıllarca sürecek savaşlara itemezdik. Sana verdiğim bu zehirli yüzük senin kurtuluşun olacak. Başkasının elinden ölmek bir Şehzade için onur kırıcıdır. Sen hakkın olan krallık için mücadele ettin. Başka suçun yoktu. Oysa seni dinine ve ülkesinin kurallarına karşı gelmiş bir hain olarak tanıyorlar. Çocuklarına seni öyle anlatacaklar. Yüzüğün içindeki zehir çok yavaş tesir edecek. Acı hissetmeyeceksin. Can çekişmeyeceksin. Seni bir tek bu şekilde kurtarabilirdik acı veren ölümün elinden. Tanrı ikimizi de affetsin.
Sabaha kadar düşündü Şehzade.
Kilidi çeviren anahtarın sesiyle hücre odasından çıkarılması nöbetçilerin ardında yürüyüşü ana kapıdan çıktıktan sonra gök gürültüsü yankılandı başlayan yağmurla. Yağmurun söndüremeyeceği bir ateşti içindeki. Sadece umudun küllendirebileceği bir ateş. Oysa umutlar çoktan çekip gitmiştiler. Papalık ve hıristiyanlar onu, kendi imtiyazları için sonuna kadar ellerinde tutmuş vazgeçmişlerdi işte.
Arabacının şaklayan kırbacında kara yağız atlardı, dört nala koşan... Yaklaşan ölümden korkuyor, acıdan doğal olarak korkuyor. Titriyor elleri.
Necefli yüzüğün kapağını kaldırdı... safran sarı zehri yutkundu bir solukta.
Yağmurun yıkadığı tepelerin ardında, gökkuşağından daha muhteşem bir şey görebilir miydi o an? Başını uzatıp baktı yedi renge. Dönüş yolculukları gidişlerden hep daima daha uzun gelmişti ona. On dört yıllık sürgün, dehşetin buzdan parmakları gibi göğsünde dolaşıyordu yavaş yavaş. Hayat kendisiyle oyunlar oynamıştı yedi renkte ve kazanmıştı zaferlerini. Boğazından istemsizce çıkan sesi tutmaya çalıştı, nal şakırtıları ve tekerlek sesleri arasında beyhude bir çabaydı bu.
"Çocuklarım güvende olacak öyle değil mi?" diye inledi.
Bir şeyler söylemek için ağzını açtı, fakat tek bir kelime bile çıkmadı. Görüntüler netliğini yitirdiler. Kilisenin kanatları altında yaşamını sürdüren Şehzade, gururunu tamir etmenin imkansızlığını ayrımsadı o an. Ölerek bunu istemeye hakkı vardı. Kısacık yaşamını gururlu bir Şehzade olarak tamamlamak ve ileride öyle hatırlanmak. Öldürülen kardeş ya da bir hain değil hakkını isteyen ve arzusuna nail olamayınca ölümü kendi seçen biri olarak...
Araba durunca içine önce iki gardiyan, ardından bir rahip girdi. Yargıç ve Kral Papa' nın mektubunu okuyorlardı. Şehzade' nin naaşı ağabeyine asla teslim edilmeyecek bir güvence olarak daima elde tutulacaktı. Normal şartlar altında ona teslim edilmiş olsaydı aklı karışmayacaktı hükümdarın. Fakat Şehzade' nin öldüğüne inanmadı, ölüsünün teslim edilmesini istedi, servet değerinde hazinelerle elçiler yolladı Papa' ya.
Uzun yıllar boyunca kardeşinin öldüğüne inanmadı. Ve onu istemekten hiç vazgeçmedi sarayındaki hükümdar.
Son
Necla Engin
Yorumlar
Yorum Gönder