Ana içeriğe atla
Lâl Kedinin Yitimi
Evden çıktığımda yağmur bastırdı. Şemsiyemi almamıştım. Canım öyle bir yürümek istiyordu ki koşar adım sahile vardım.
— Nergis Hanım! diye seslendi biri uzaktan.
Dikkatle baksam da tanıyamadım. Kırmızı bir otomobilin farları yanıyor. Kül rengi bahar yağmuru, deniz uğultusu yağmur silecekleri. Hızla dönüyorlar aynı eksende.
-Nergis Hanım, Nergis Hanım!!
Geri dönsem şimdi.. Battaniyeme sarınsam. ... Lâl kedim dönüvermiş olsa pencereye . Minderinde hırıldasa pembe burnuyla. İki karanlık gözyuvası Lâl' im. Sessiz sedasız. O her yeri burnuyla bulur. Sofranın neresindeyiz ? Bahçenin neresindeyiz ?
Şimdi zamanın neresindeyiz ?
Homur homur tıkanık burnu, havada yay gibi gerdiği beden. Simli kuyruğu kabartır, ağzını şapırdata şapırdata uyur balık kokusunda. Lâl kedim kimbilir neler görür? Çırpınır, boğuşur, titrer uykularda. Pencerede kuş cıvıltılarına kulak kabartır. Orkidelerin kokusuna bayılır. .. Lâl gitti. Farları yanan kırmızı arabaya biniyorum. Hangisi gözyaşım hangisi yağmur damlası bilmeden..
- Üzülmeyin Nergis Hanım. Hepimiz arıyoruz, bulacağız göreceksiniz. "
- İnşallah Meryem. Beni şurada pazar yerinde indirsen olur kızım. "
Yağmurun altında bir sokağa sapıyorum. Balıkçı kamyonetinde, yerde üst üste balık taşan kasalar. Etrafta sıra sıra kediler. Mavi yırtık brandalar altında yağmurdan korunan, ezilmiş, erimiş ,atılmış ıslak ve ince balıkları kemiriyorlar. Hızla yutkunuyorlar. Lâl kedim belki buradadır diyorum, bakınıyorum, bekliyorum. Özlüyorum. Kavga ediyorlar. Kaçışıyorlar. Domates patlıcan biber diye haykıran kat kat giyinmiş adamlar.. Taze soğan kokuları, yemyeşil nane demetleri tütsülüyor tezgahları. Topraklı iri patatesler, kızartmalık körpe patatesler. Kıpkırmızı küçücük domatesler. Adam yüzüme haykırıyor:
— Abla seçmece değil bunlar ellemeyelim lütfen.
" Ellemeden nasıl alacağım, nasıl yiyeceğiz peki? " diyecek oluyorum.
- Ellemek yasak Abla. Tezgahı bozmayalım lütfen.
- Bu kaç lira, bunu elledim.
Elimdeki kaya gibi sert, kıpkırmızı, küçücük domatesi cebime atıveriyorum.
- Bir lira versen tamamdır, Abla.
Bir el omzumu tutuyor.
— Oo Nergis' ciğim.. Nasılsın görüşmeyeli ?
- İyi demek adetten. Pek umudum kalmadı Meşveret.
- Öyle deme cancağızım. Biraz dolaşır döner. Kediler eve kapatmaya gelmez.
- Ya köpekler, ya arabalar Meşveret ? Lâl kendini koruyamaz ki. Kimbilir belki çoktan ölmüştür. Atılmıştır bir çöp arabasına. Keşke açık bırakmasaydim pencereyi o gün.
- Döner gelir yahu, bırak bu lafları. Avuç içi kadardı nasıl hayatta kalmış diyordun onu bulduğunda. O zamanlar nasıl korunduysa yine öyle korunur. O yolunu bulur. Ben tanımaz mıyım Lâl' i ? Bak ne diyeceğim. Yağmur hızlanmadan çıkalım pazardan. Nisa Hanım' a geçmiş olsuna gideceğiz, sen de gel.
- Emrivâki gibi olmaz mı telefon etsek bâri..
- Olmaz olmaz, merak etme. Sabah konuştuk hem. Zaten geçmiş olsun demek işin espirisi. Nisa Hanım yüzünü gerdirdi. Aysel filan da gelecek toplanacağız orda.
- Yüzünü mü gerdirdi? Ayol bu yaştan sonra mı? Hiç güleceğim yoktu.
- Yaşla ne ilgisi var cancağızım. Kadın her yaşta kadın.
Meşveret' le yürürken Lâl' i bulmak umuduyla gözlerimi gezdirdim sokaklarda . Deprem tedbiriyle yıkılıp yeniden inşa edilecek apartmanların enkazlarından geçtik. Beton parçaları, kolonlar, kapılar, pencereler yığılmış, molozlar un ufak edilmiş, tepe gibi yığılmışlardı bahçelerde. Yıkılmamış bakımsız binaların renkleri solmuş cepheleri çatlaklarla dolmuş küf lekeleriyle kaplanmıştı. Meşveret zile bastı. Kısa bir bekleyiş oldu.
Şaşırmış bir kadıncağız kapıyı açtı.
Yüzü dayak yemişcesine morluklarla kaplıydı. Gözleri kenarlarından iki keskin izle saç köklerine doğru çekilmişti ve izleri oldukça kızarıktı. Kaşlarını kaldırmıştı, uzun süre öyle kaldığından bunun bir şaşkınlık ifadesi olmadığını, yapılan ameliyatın geriye bıraktığı bir gençlik alameti olduğunu farkettim. Yüzünde tek çizgi yoktu. Burnu ise kalın bir bandajla kaplıydı. " Geçmiş olsun " dediğimizde " Sağolun " sözü dökülüverdi zorlukla araladığı dudaklarından.. Koltuğa ilişip oturduk.
*
Bu işe nerden bulaştım deyiverdi birden. Kaşları şaşkınca kalkıktı. " Ameliyattan sonra yüzüm iyileşene kadar kış bahçesini de yaptırayım aradan çıksın dedim. Ustalar bugün işlerini bitireceklerdi güya. Hani nerde? O benim kocam olacak adam yok mu? Gitti en işbilmez adamı buldu getirdi her zamanki gibi. On beş gün önce ben ameliyata girmeden başladılar işe. Bir haftada bitiririz dedilerdi bir de. İki gün gelip çalıştılar. Sonra yok. Başka yerden iş almışlar, hemen yetiştirmeleri lazımmış filan. Savıyorlar anlayacağınız. Bitmiş olsaydı kahvelerimizi kış bahçesinde içerdik şimdi" diyerek bahçedeki camları takılmamış çerçeveleri gösterdi. Olsun canım dedi Meşveret. Geç olsun güç olmasın.
- Sağol canım.
Ameliyatın nasıl geçti?
....
- İyi geçti de çok ağrım oluyor. Yaza kadar ödemi atacakmış yüzüm. Aynaya baktığımda tanımadığım yaşlı bir kadın görürdüm eskiden. Kaşları çatılan, gözleri kırışan gerdanı hindi gibi katlanan bir kadındı. Gönderdim onu.
-Hakikaten gençleşmişsin, dedi Meşveret. Nisa kesik kesik gülerken kapı çaldı. Pencereden sokağa daldım. Yağmur dinmiş akşam güneşi solgunca belirmişti.
*
Yüksek duvarlar yoktu bahçede. Ferforje siyah çitler, demir kapılar, boyalı çıngıraklar, biçilen şimşirler yoktu. Mithat küçük elleriyle erik ağaçlarına tırmanırken barbekünün başında toplanırlardı. Onlar.. Aldatan kocanın suç ortakları. Yuvan yıkılmasın dediler. Bir yuva. Sadece benim yuvam sandığım yıllar. Mithat ağaçtan düşüyor, dizleri dirsekleri sürtünüyor toprağa. Mithat şimdi uyuyordur. Orda saat altıdır.
- Daldın gittin Nergis Hanım.
...
Yorgunum biraz. Yavaş yavaş kalksam anca giderim.
- Otursaydın yahu.. Aysel çok güzel Tarot falı bakıyor. Sana da baksın.
- Benim falım fallanmış artık. Bir gün bana da beklerim.
*
Yaklaşan ilk minübüse bindim.
Lâl' in resimlerini büyükçe bastırıp minibüslere, duraklara köşe başlarına yapıştıracağım. Yaşıyorsa bulunur.. Biri zehirlemediyse ya da arabayla çiğnemediyse. Ya da köpekler boğmadıysa.
İki kadın iktidar partinin rozetleriyle birkaç karanfili dağıttılar bindikleri gibi.
- Şurda ineyim Şoför Bey.
- Abla para vermediniz.
- Nasıl vermedim. On lira uzatmadım mı?
- Uzatmadın Abla. Unuttun herhalde.
- On lira cebimdeymiş hay aksi. Kusura bakma.
Parayı binince uzattım diye hatırlıyorum hatta çok iyi hatırlıyorum. Uzattıysam cebimde on lira neden var. Sanki aynı anı tekrar yaşamak gibi tuhaf bir his. Öyle emin. Yaşamak buna dönüşüyor.
Su birikintileri. Ameliyathane maskeleri kaldırımlarda. Arabalar. Havlayan köpekler. Üst kattan gelen televizyon sesi. Çantamdan defterimi çıkardım. Yazıyorum. Yalnızlığımı alıyor. Pencere açık. Balkona yağmur suyu birikmiş, fayanslardan parke zemine kadar ulaşmış. Banyodan kovayla paspası alırken yatak odamdaki tıkırtıları duydum. Odada biri var.. Duydum orda var, biri girmiş. İmdaat diye çığlığı kopardım. Elimde paspas sopasıyla öylece bağırdım. Kapıcıyla komşular içeri girdiler. Bitişik komşum beyzbol sopasıyla odaya daldı. Diğerleri arkasından. Sonra sessizlik oldu. Gardrobun içinde cırıltılar. Yavaşça araladık kapağı. Lâl kedim askıdan sarkan ceketleri gömleklerin arasında , altında dört tane minicik yavru. Kıvrılmış yatıyorlar. Hepsinin gözleri açık. Sesleri keskin. Biri Tarçın , biri Kırçıl, biri Susam, öbürü Gümüş, sonuncu da " Miyavvvvv! diyen Lâl"
Necla Engin
Yorumlar
Yorum Gönder