Duvar Saati ile Az-ra-el
" Gideceğimiz yer yakın. Yanında laflayacağın biri olduğunda yürümek güzeldir. Yürüyerek dünyayı dolaşmak isteyen birini tanırdım eskiden. "
" Yürüyerek mi dedin? "
" Evet. "
"Ben uçakları ve otomobilleri duydum insanlardan. Motosikletleri, otobüsleri ve bisikletleri. Yıllarca beklediğim otel odasının tozlu duvarında insanların anlattıklarını dinleyerek geçti ömrüm. Açık unutulan televizyondan dünyanın farklı şehirlerini gördüm. Bangkok diye bir şehir vardı. Fillerin bisiklet gösterisini izledim. Çok komikti. İnanabiliyor musun? Kocaman bir fil üç tekerlekli bisikletin üzerinde."
" İstersen seni oraya götürebilirim. "
" Gerçekten mi! "
" Hey dur bir dakika, sen hayatında hiç fil görmüş müydün? "
" Görmedim ama neye benzediğini biliyorum."
"Demek ki Simyacı hafızana bir şeyler eklemiş. "
" Simyacı da kim? "
" Ustan. Dünyayı yürüyerek dolaşmak isteyen kişi oydu. Seni tamamladığı gün yitirdiğin kişi. O da bir gezgindi. Hem de ne gezgindi ama, parçalarını birleştirdiği saatlerle kendine tüneller açtı zamanda. On yıllardan yüz yıllara yürüdü durdu. Onunla çok takıldık bir zamanlar."
"Arkadaş mıydınız yani?
" Sayılır. "
" Neden öldü peki? "
" Bunu bir anda anlatmak kolay değil. Ama bilmen gerekiyor. Simyacı ölümsüzlüğün sırrını arıyordu. Hayatını bu uğurda harcadı. "
" Nasıl? "
Kahve ağaçlarının ballı incirlerin hurma bahçelerinin diyarından kaçırıldı, bir gemiye zincirlendi, henüz bir çocukken. Bunu rüyasında görmüş sıradan bir kabus olduğunu zannetmişti ilkin. Göz yaşı döktüğü ilk gecede, konuşan iki kişinin üç kese altına değmeyecek kadar işe yaramaz bir köle dediklerini duydu kendisi için. Ailesi onu üç kese altın karşılığında Osmanlı sarayına satmışlardı. Boşuna ağlama, dediler ona. "Orda sana ailenden iyi bakarlar."
" Aman tanrım. Bunları başkası söylese asla inanmazdım. "
" Sana anlatamazdı bunları. "
" Neden? "
"Devamını dinlemek istiyor musun? "
" Evet. Lütfen."
"Ertesi gün üzgündü. Başına geleceklerin hepsini biliyordu. Geminin güvertesinden okyanusun azgın dalgalarını izledi.
Ya kaderini kabul edecekti ya da kendini denizin en dibine bırakacaktı. Yaşamak acı da olsa en kolay ölümden tatlı gelmişti ona. Yıldızlar ismini, neşesini aldılar, Müneccimbaşı' na teslim ettiler onu. Simyacı Ustan, önünde duran tüm müneccimlerin fesadını küllere, külleri madenlere, madenleri de altınlara çevirip durdu yıllar içinde. Namını bilmeyen duymayan kalmadı. Buna rağmen sultanı yüzyıllarca yaşatacak tılsımı bir türlü bulamadı. Tedavi eden koruyan tılsımları savaşlarda kullandı, ordular zarar görmeden ilerlediler. Sultan bu sebeple onun çalışmalarıyla ilgileniyor sık sık huzuruna çağırıyor sorguluyordu onu. Zaman geçtikçe Simyacı, yıldızlarda başka ışıklar görmeye tozlarında dolaşmaya başladı. Aylarca yazdığı formülleri ettiği ezberleri ne Sultan' a ne de Müneccim' e söyleyemedi. Bir sabah kimseye görünmeden kaçtı ecelin elinden. Limandaki ilk gemiye bindi. Yıldızların kehanetine güvendi, bir saatçi dükkanında buldu kurtuluşunu. Eski bir atölyede yatıp kalkmaya başladı. Sihrini saatlere üflüyor, geçmişten geleceğe gidiyor, diyar diyar dolaşıyordu Marko Polo misali. Görüp duyduğu, tadıp dokunduğu her şeyi atlastan kumaşlara ipekten kağıtlara işliyordu. Boynuna astığı istiredyeye dünyada konuşulan tüm dilleri bir bir çentikledi . Çok yer dolaştı, sayısız insan tanıdı, yığınla kitap okudu. Sonunda kendini geleceğe gönderebilmenin orada yeni bir saat yaparsa daha başka zamanlara geçebilmenin ve yaşam süresini üç defa uzatabilmenin yolunu buldu. Yıldızlar müsaade verdiler, karşılığında yazdığı her şeyi geri istediler ondan. Ölümün önünde durmanın imkansız olduğunu anlamıştı Simyacı. Atlantis diyarından şifalı tılsımları sıvı metalleri insanlara dağıtıyor, yalnız kaldığı gecelerde gün ağarana kadar zamanda dolaşıyordu. Sık sık karşılaşıyorduk.
" Seni görebiliyor muydu?"
" Evet. Aylarca çalışıp seni meydana getirdi. Tamamladığında bedeninden ayrılma zamanıydı. "
" Ölmedi mi yani? " deyip el çırptı Saat.
" Yıldızların ona verdiği mühlet dolmadı. Ona bahşedilen güçleri, anılarını, belleğini ve kalbini onlara iade etti. Sonuncu yaşamını bir saatin içinde geçirebilmek için. Ya sıradan bir insan gibi hem de acılar içinde ölecek ya da son hakkını bir duvar saati olarak dünyada geçirecekti saf bir ruhla. İşte, kararını verdiği gün seni yapmaya başladı. Sen onun son yaşamısın dostum. Sana ustanı neden gösteremiyorum, anlıyor musun? Ama başka bir sürü şey gösterebilirim.
Yelkovan durdu, akrep başını eğdi. Az-ra-el' in simsiyah buhuruna kıpırdandılar.
" Simyacı ben değilim" dedi Saat.
" Baksana ben başka biriyim. "
" Takma kafana...ben de eski ben değilim... Neyse, zaten geldik. İçerde biri vurulacak birazdan, umarım kötü etkilenmezsin...
*
Necla Engin
Bu sitedeki içeriklerin/eserlerin her türlü telif hakkı Necla Engin’e aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Uymayanlar hakkında gerekli yasal işlem yapılacaktır.''
Yorumlar
Yorum Gönder